Fabl nedir-Fabl özellikleri-Fabl örnekleri

Edebiyat 14 Yorum »

Bir tür küçük öyküdür. Olaya dayalı bir anlatımı vardır. Hayattan alınan küçücükkesitler, hayvanlar ya da bitkiler arasında geçmiş gibi anlatılır. Bugün daha çok çocuk edebiyatında yer alan fabllerin, toplumu eğitici; örneklendirme ile kötü davranışlardan caydırıcı özelliği ile eskiden büyükleri eğitmede de anlatıldığı sanılmaktadır.

Fabllerde soyut konular, olay plânıyla hem somutlaştırılarak hem de hareket kazandırılarak işlenir. Olaylar bizi güldürürken eğitir. İnsanlar arasında geçen iyi-kötü, cesur-korkak, dürüst-ikiyüzlü, gözü tok-aç gözlü… vb. çatışmalar; bu niteliklerinyakıştırıldığı kahramanlar arasında geçmiş gibi gösterilir.Fablin de dört ögesi vardır; kişiler, olay, zaman, yer.

Kişiler: Fablin konusu olan olay, kişileştirilmiş en az iki ın başındangeçer. Bunlardan biri iyi ahlâklı bir tipi, diğeri kötü ahlâklı bir tipi canlandırır.Fablde ikinci derecede kişiler çok azdır, bazen yoktur. Kişi betimlemesi yoktur.Kahramanlar arasında tilki varsa biz onu kurnaz insan yerine koyarız; arslanvarsa cesaretine güvenen biri yerine koyarız. Kısa olay bile bütün yönleriyle değil, yalnızca fable konu olan yönüyle tanımlanır. Derinlemesine duygu çözüm lemelerine yer verilmez.Fabllerde bir de anlatıcı kişi vardır. Bu kişinin de betimlemesi yapılmaz, cinsiyeti verilmez. Anlatıcıkahramanlarıizler, dersini alır. Böylece dinleyen ile ay-
nı görüşü paylaşır.

Olay: Fablin konusu insan başına gelebilecek her hangi bir olaydır. Olay,kahramanın eyleme dönüşmüşbeğenme, istek, özlem, öfke, korku… gibi tutkuya dönüşmüş duygularından doğar. Fablin gövdesini bir olay oluşturur, asılönemli olan fablin anlatılışnedenidir. Buna “ders” denir. plânıdört bölümdür: Serim, düğüm, çözüm, öğüt.

Serim: Olayın türüne, çıkarılacak derse göre kişileştirilmiş hayvanlar veçevre tanıtımının yapıldığı bölümdür.

Düğüm: Olay o çevrede verilmek istenen derse göre gelişir. Kısa ve sıkkonuşmalar vardır. Hemen birkaç konuşma ile olay düğümlenirÇözüm: Olay beklenmedik bir sonuçla biter. Fablin en kısa bölümüdür.

Öğüt: Ana fikir bu bölümde öğüt niteliğinde verilir. Bu bölüm kimi zaman başta, kimi zaman sondadır. Kimi zaman da sonuç okuyucuya bırakılır.

Yer: Tasvir yapılmaz fakat çevre çok iyi verilmelidir: Orman, göl kenarı,yol… gibi. Olayın geçtiği yer olayla birlikte değişebilir.

Zaman: Her olay gibi fabldeki olay da bir zaman diliminde geçer. Kronolojik zaman kullanılır.

örneği:

Keçi Can PazarındaKeçiciğin aklıbir karışhavada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekipgitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği:
“Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!” demiş.
Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok:
“Eh, n’apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt .” demiş. “Madem ölüm ka-
pıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim..”Kurt, “Son isteği zavallının… “demiş, bulmuşbir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurtçalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıpoyuna geldiğini sezinlemiş:
“Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kur-
ban!” demiş.
Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımınıona göre atmalı. Tersi ol-
du mu, işte böyle Dİmyat’a pirince giderken evdeki bulgurundan olur.
(Aisopos, Ezop Masalları, Tarık DursunK. Mayıs 1981.)

Alıntıdır

Diğer :

 

La Fontaine Masalları- Aslan Payı

Edebiyat 2 Yorum »

Evvel zaman içinde bir gün,
Kısrak, keçi ve kız kardeşleri koyun
Bir aslanla birlik olmuşlar.
Yaman bir aslanmış bu, çevrenin derebeyi.
Kazançta da, kayıpta da ortağız demişler.
Ertesi gün bir geyik düşmüş nasılsa
Keçinin kurduğu ağlara.
Hemen ortaklarına haber salmış keçi.
Toplanmışlar hemen ve aslan
Pençeleriyle sayıp ortakları tek tek
-Dört kişiyiz, demiş bu avı paylaşacak.
Der demez de dörde bölüvermiş geyiği.
Birinci parçayı kendine ayırmış, tabii
Aslan payı olarak:
-Bu parça benim, demiş, biliyorsunuz neden;
Benim adım aslan da ondan.
Buna karşı bir diyeceğiniz olamaz sanırım.
Yasaya göre ikinci parça da benim hakkım.
Dileyen kitapta yerini bulur:
En güçlü kimse en haklı odur.
Üçüncü parça en değerli ortağın olacak
Ben değilim de kim o en değerli ortakDördüncü parçaya gelince, ha, bak!
O parçaya el uzatanın
Kafasını koparırım, inanın!

FABL ÖRNEKLERİ 2-LA FONTEN ORMAN MAHKEMESİNDE, İKİ KİBRİT ÇÖPÜ,HASTA ADAM ve İTFAİYECİ, ŞEYTAN ve HANCI, TÖVBEKÂR

Edebiyat 5 Yorum »

ORMAN MAHKEMESİNDE

EŞEK, bülbülün yoluna çıkmış, durdurmuş.
- Yahu, kardeş, demiş. Nereye gitsem, hep sen! Herkes bülbül diyor da başka bir şey demiyor. Yok, en güzel öten senmişsin, yok güle şu dünyada âşık olan tek senmişsin… Hele o güle olan aşkın, hele o!.. Öylesine bir aşk ki bu, diyorlar. Ne Mecnun’da vardır, ne Ferhat’ta, Kerem’de… Doğru mu?
Bülbül boynunu bükmüş, derin bir iç çekmiş.
- Doğru kardeş, demiş. Doğru!
Eşeği bu kez daha büyük bir şaşkınlık almış mı sana. Kulaklarını eğip, dudaklarını sarkıtmış:
- Valla’i çok şaştım birader, demiş. Neden dersen, geçende senin o güllerden birini yedim, hiçbir şeye benzetemedim. Çünkü ne tadı vardı, ne tuzu…
Ah, insanlar arasında,bülbülü tanımadıkları yetmiyormuş gibi, bir de güle olan tutkusunu bilmeyen nice nice eşekler yok mudur?

İKİ KİBRİT ÇÖPÜ

Günün birinde bir gezginin Kaliforniya ormanlarına düştü yolu. Kurak bir mevsimdi, alize rüzgarlarının ortalığı kasıp kavurduğu. At sırtında uzun mu uzun bir yol gelmişti, açtı ve yorgundu. Bir pipo içebilmek için atından indi. Ceplerini kontrol ettiğinde sadece iki kibrit çöpü kaldığını fark etti. İlkini çaktı, ama ateş alamadan söndü gitti rüzgarla, kala kala tek bir kibrit çöpüne kaldı.
“İşte bu harika!” diye geçirdi içinden gezgin. “Bir pipo için canımı verebilirim ve olasılıkla ateş almayacak olan tek bir kibrit çöpüm var! Benim kadar talihsiz adam var mıdır dünyada? Ama yine de” diye düşündü “bu kibriti çaktığımda pekala ateş alabilir, pipomu içerim, içini otların üstünde temizlerim, öyle kuru ki otlar çalı çırpı misali ateş almalarına şaşırmamalı; tutuşan otları söndürmeye çalışırken, elimden kurtulan alevler çoktan şu zehirli meşe çalılıklarına uzanmış olur; ona da yetiştim diyelim, esinti alevleri önüne alıp başka tarafa savurur; çalıların üzerine dallarını sarkıtmış şu çam ağacına ne demeli; bir kıvılcım sıçradığı dakka en üst dalına kadar ateş alacak besbelli; tüm ormanı cayır cayır yakabilecek bu dev meşalenin alevleri nasıl da sürüklenir çılgın alize rüzgarları ile kimbilir! Bir an için yangın ve rüzgarın sesinin birleşmesiyle kükreyişini duydum sanki şu küçük vadinin, canımı kurtarmak için delice koşuyorum ve alevler kovalıyor beni karşıki tepelere doğru; bu güzelim ormanın günler boyunca yanacağını düşünüyorum da, tüm sığırların telef olduğunu ve kuruduğunu tüm kaynakların, ne büyük zarar görürdü bütün çiftçiler, dört bir yana savrulurdu hepsinin çocukları. Hayat nasıl da değişebiliyor bir anda!”
Bu düşüncelerle uzandı ikinci kibritine, çaktı ateş almadı. “Tanrıya şükürler olsun!” dedi gezgin, yerleştirirken piposunu tekrar cebine.

HASTA ADAM ve İTFAİYECİ

Evvel zaman içinde, çıkan bir yangında evde bulunanları kurtarmak için içeri giren bir itfaiyeci, hasta bir adamla karşılaştı.
“Kurtarma beni dedi,” dedi hasta adam. “Güçlü olanları kurtar.”
“Bana nedenini açıklayabilir misiniz lütfen?” diye sordu itfaiyeci, bu işi gönüllü olarak yapan biriydi.
“Bundan daha adil bir davranış biçimi olamaz,” dedi yaşlı adam. “Her durumda güçlü olanlar tercih edilmeli, onlar dünyanın işine daha fazla yararlar.”
İtfaiyeci hastanın söylediklerini bir süre düşünüp tarttı, felsefe ile az çok ilgisi olan bir adamdı. “Pekala,” dedi sonunda, bu arada çatıdan bir parça çatırdayarak inmişti odaya; “fakat bu sohbetimizin hatırına bana söyler misiniz, en önemli işlevi nedir güçlü olanların?
“Çok basit,” diye karşılık verdi hasta adam; “güçlülerin en önemli işlevi zayıflara yardım etmektir.”
Söyledikleri itfaiyecinin üstünde etkili oldu, iyiden bir adamdı, içinde hiçbir kötülük yoktu. “Hasta olduğunuz için sizi anlayabilirim” dedi neden sonra, duvarın bir bölümü daha gürültüyle yıkıldı o esnada “ama bu kadar aptal olmanızı bağışlayamam.” Son derece adil bir insandı, baltasını olanca hızıyla kaldırıp yaşlı adamı yatağına mıhladı.

ŞEYTAN ve HANCI

Bir zamanlar şeytan bir handa konaklamaya başladı. Eğitimleri epeyce ihmal edilmiş insanlarla doluydu han, kimse onu tanımadı. Haşarılığı aklına koymuştu bir kere, bir süre herkesi yıldırdı. Ama sonunda hancı resti çekip, şeytanı karşısına aldı.
Elinde uzunca bir halat vardı.
“Şimdi dayağı hak ettin,” dedi hancı.
“Bana sinirlenmeye hiç hakkınız yok ,” dedi şeytan. “Ben buyum ve yanlış davranmak benim tabiatım”
“Gerçekten mi?” diye sordu hancı.
“Sizi temin ederim, gerçek bu,” dedi şeytan.
“Gerçekten kendini alıkoyamıyor musun kötülükten?” diye sordu hancı.
“Bir an bile,” dedi şeytan; “benim gibi birini dövmek yararsız bir zalimlikten öteye gitmez inanın.”
“Hakikaten öyle galiba,” dedi hancı.
Bir ilmek attı elindeki halata, boynundan geçirip şeytanı astı.
Ve geriye çekilip mırıldandı, “Böylesi daha iyi!”

 

TÖVBEKÂR

Adamın biri ağlamakta olan bir gence rastladı. “Niçin ağlıyorsun?” diye sordu.
“Günahlarım için ağlıyorum,” diye cevap verdi delikanlı.
“Başka işin mi yok be oğlum!” deyip geçti gitti adam.
Ertesi gün yeniden karşılaştılar. Delikanlı yine oturmuş ağlıyordu. “Bugün neden ağlıyorsun peki?” diye sordu adam.
“Ağlıyorum çünkü bir lokma yiyeceğim yok,” diye karşılık verdi delikanlı.
Başını salladı adam, “Nedense biliyordum işin buraya varacağını”.

FABL ÖRNEKLERİ - SALYANGOZ ve EVİ, TİLKİ ile KEDİ, ZALİM ASLAN, KURT ile KÖPEK

Edebiyat 6 Yorum »

SALYANGOZ ve EVİ

Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlar,evini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış.Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş.
Bizim salyangoz,kelebek ve uğurböceğini çok severmiş.Arada bir onlarla dertleşir,sırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş.”Ah keşke!” dermiş.”Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım.Hadi taşıyorum,bari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı.”
Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza;”Sevgili arkadaşımız!” demişler.”Hani evim renkli olsun diyorsun ya,biz çaresini bulduk.Ressam olan bir tırtıl var.Seni ona götürürsek eğer, evini rengarenk boyar.”
Salyangoz buna çok sevinmiş.”Ne duruyoruz!Hemen gidelim.”demiş.Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar.Gelen misafirleri dinleyen tırtıl, boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış.Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş.Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş.
Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış.Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar ki,sele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkınca,arkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş.Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş:”İyi ki saklanabileceğim bir evim var.Rengi olmasa da,Rengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya.”
Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.

TİLKİ ile KEDİ

sohbet ediyorlarmış.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz olduğunu anlatıyormuş.Söylediğine göre düşmanları onu alt edemezmiş çünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile bilirmiş.
Kedi biraz da utanarak;”Ben fazla oyun bilmem ki!” demiş.”Düşmanlarımın elinden kurtulmak için bir tek yol bilirim,o da kaçmaktır.”
Tilki;”Kedi kardeş!” demiş,”Ben her tehlike karşısında başımın çaresine bakabilirim ama senin durumuna üzülüyorum.Korkarım bir gün düşmanların seni çabuk alt edecek.”
Az sonra bir sürü tazının bağrışmalarını duymuşlar.Bir avcı topluluğuna ait olan bu köpekler,bütün hızlarıyla kendilerine doğru koşuyormuş.Kedi hemen,yanındaki bir ağacın dallarına sıçrayarak en üstteki bir yaprak kümesinin içine saklanmış.
Tilki ise;”Acaba şu hileyi mi yapsam,yoksa bu hileyi mi?” diye düşünmeye başlamış.Çünkü o kadar çok hile biliyormuş ki,hangisini uygulamasının daha doğru olacağına karar veremiyormuş.Tam birisini uygulayacakmış ki,tazılar etrafını çevirip tilkinin işini bitirivermişler.
Bütün olanları yukarıdan seyreden kedi,çok hile bilmediğine şükretmiş

ZALİM ASLAN

Vaktiyle ormanın birinde,canavar mı canavar bir aslan varmış.Çok kan döker,canını yakmadık tek bir bile bırakmazmış.O yaşadığı sürece,hiçbir rahat yüzü görmemiş.Bütün hayvanlar ondan nefret eder,ölümünü beklermiş.
Bu sonunda yaşlanmış.Gücü kuvveti kalmamış.Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş.Hiçbir ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş.Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar;”Gelin hep beraber,bize bunca kötülük eden bu ı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını,az da olsa gömüş olsun böylece.”
Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış.iyice bir dövmüşler onu.Birisi boynuz vuruyor,diğeri çifte atıyor,bir başkası ısırıyormuş.Böylece;yaman bir öç almışlar aslandan.
´

 

KURT ile KÖPEK

Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış.Hasta ve çok zayıflamış olan kurt,ayakta zor durabiliyormuş.Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş.”Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?”demiş.”Herkes bizi düşman bilse de,biz uzaktan akrabayız.Doğrusu sana yardım etmek isterim.”
“Hiç sorma.” demiş kurt.”Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım.Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık.Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık.”
“Sen hiç üzülme.”demiş köpek.”Ben sana yardım edeceğim.Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel.Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım.”
Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt,sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş.Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş.
Aradan yıllar geçmiş.Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış.Ormanda aylak aylak gezen köpek,eski dostu kurtla karşılaşmış.”Hayrola?” demiş kurt.”Çok perişan görünüyorsun.”
Köpek içini çekip;”Yaşlandım artık!” demiş.”Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu.”
Kurt;”biz eski dost değil miyiz?” demiş.”Şimdi yardım etme sırası bende.Hatırlasana,benim hayatımı nasıl kurtarmıştın?Hemen bir plan yapmalıyız.Tamam buldum!Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi?Şimdi ben gidip onu kaçıracağım,sen de geri götüreceksin.Böylece sahibin seni el üstünde tutacak.”
Bu sözleri söyleyen kurt,kaşla göz arasında gidip,çocuğu ormana getirmiş.Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden,yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler.
Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin itibarı öyle artmış ki,insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar.
Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış

Sumerlerin hayvanlarla ilgili atasöz ve öykülerinden örnekler

Edebiyat Yorum Yok »

“1.Eşek ırmakta yüzüyormuş, köpek de ona sıkı sıkı tutunmuş şöyle diyormuş: Kıyıya çıkar çıkmaz onu yiyeceğim.

2.Köpek bir ziyafete gitmiş, ama orada bulunan kemiklere baktıktan sonra şöyle diyerek uzaklaşmış: ‘Şimdi gideceğim yerde bundan dana çok yiyecek bulurum.’

3.Dişi köpek gururla şöyle dedi: ‘(Eniklerim) ister açık kahve renkli, ister benekli olsunlar, yavrularımı severim.

4.Dokuz kurt ve bir onuncusu beş-on koyunu boğazladılar. Onuncu aç gözlüydü ve ((tablette, b.n.) bir iki sözcük kırık)… Haince ((tablette, b.n.) bir iki sözcük kırık)…zaman, şöyle dedi: ‘Bunları size paylaştıracağım! Siz dokuz kişisiniz, öyleyse bir koyun sizin ortak payınız olacak. Ben de bir kişi olduğuma göre, dokuzunu alacağım. Bu da benim payım olacak.’

5.Tilki yaban öküzünün toynağına basıp, ‘Acımadı mı’ demiş.

6.Tilki kendi evini yapamamış, böylece fethetmek üzere arkadaşının evine gitmiş!

7.Tilkinin yanında bir değnek vardı (ve şöyle diyordu): ‘Kime vurayım?’

Yanında bir hukuk belgesi taşıyordu (ve şöyle diyordu): ‘Neye meydan okuyabilirim?’

8.Tilki dişlerini gıcırdatır ama başı titrer!

9.Tilki karısına şöyle der: ‘Haydi! Uruk kentini dişlerimizle pırasa gibi ezelim! Kullab kentini sanki bir sandaletmiş gibi ayaklarımıza bağlayalım!’. Ama onlar kentin 600 gar (yaklaşık 3 km.) bile yakınına gelemeden, kentin köpekleri ulumaya başlar: ‘Geme-Tummal, Geme-Tummal! (tilkinin karısının adı olmalı) Eve dönelim! Haydi oyalanma!’ Kentten köpeklerin tehditkâr ulumaları geliyordu.

Devamını Oku »

 
MaXPoRTaL “adtech ile reklam 2.0 dönemi başlıyor ve Trkycmhrytllbtpydrklcktr r10.net seo yarışması”
Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş

2008 öss tercih sonuçları türkiyede gezilecek yerler

2009 öss sonuçları öss sonuçları roman özetleri maxportal msndeyim gamespark